11 Şubat 2011 Cuma

Kabuk * 11 Şubat

Sana bir şiir yazabilirim.
üstü sarı aşağı doğru degrade bir kağıda,mürekkep kadar ıslak hislerim
akşamüstü serinliği.
yokluğa saygı hörmet 'bir mukabil' ,sesler,hisler..
nefes alıp verişleri kadar sıradan gelen, o ter,o, ıslaklık mı sadece sizin dilinizde...
Sana şiir yazabilirim
kar tanesi kadar sahte bir beyaz kağıda,çünkü zarfı kapatana kadar her mektup.
uzak bir sabahın sisli bekleyişi.
tuzaklara zaman hasret 'olacaktın!' sigara,cesaret.
İnsanın can'ı gözündeki ışıktan yansır ,'Söylemiştim.'
Sana şiir yazabilirim.
ayıplarsın beni,acıtırsın,yetmezse 'gidersin'
'oldu!' kaç kere 'aynı' Şey oldu? "- Tekrarda beynin hareket duygusunu yitirdiği nesneler."
bazAn ilk kez acıdığını düşünsende teninin ,cennetin kapısından kovulmuş bir rüzgar eserse ruhuna.
Bil ki bir adım daha uzaklaştım.
Mektuptan,az önceden,bir anıdan ve bir sayfadan aynı anda nefret edip,kendimden uzaklaştım.
Sana bir şiir yazarsam
"Neredesin,Şu an acil seni görmem gerekiyor,hadi bir adım da benim için at.."
bir acının gölgesine biriken sancı bu
hatanın görkeminden kaçınıp bir şey yaparsam korkusu
ve
ölümden kaçmayı bilen aşkların,düşündeki o yakaşırın 'olmaması ihtimalinde' yakalandım*
Sensizde zamanın tadını çıkaracağım.Bileceğim ki sensizim..Bileceğim ki yoksun...Bileceğim ki...
Seninle ilgili bir yoksulluğun pençesinde 'içinde' -içinde durduğun düşüncelerimi düşleyeceğim..
Sana bir şiir yazarsam
"ölümden,bilimden,aşktan ve gözden başlayarak kandırabilirim seni,sonra bir an da susarım."
Dönüşte yaşanan o sızılı heyecan bu.
hayatın uygunsuz zamanlarında olamayacağımın tedirginliği.
ve
ben sana ne yazarsam yazayım ,yazdıklarım 'tasvirine' dönüşecek.
"Bir şeyler izlesek..-Mesela yayla'ya düşen yağmuru ve ardındaki gükkuşağını,sigaramız dudağımızdan eksik olmasa..."
Yağmur sadece masum bir gülümse kadar ıslatabilse her insanı..
Gökyüze bin kere baksak.
"ben gökyüzüne en son ne zaman baktığını gördüm..sanırım kuşların gidişini izliyordun"
civar mahallede baskın yemiş suratlar.ölümün ağırlığı üstlerine çökmüş yaşlılar,
sürekli bir "veda havasındalar"
ve
iklimler kadar neş'e saçsa bize yağmur,ışık gözlerime eski kadar "iyi" davransa,
ve masum bir kediyi tekmelemese şu yaramaz çocuk.
Sana şiir yazabilirim.
içine vesikalık resmimi koyabilirim ve tarağımı belki üç beş damla...
yağmur damlası kadar sahte gözyaşınla,baskın yedi tüm mahalle,çünkü aşk sönene kadar her mum.
ışık gözlerine nasıl vurabilir ki.kaç adımla uzaklaşırsa uzaklaşsın adımlarım...attığım adımlarımda gelemeyişinedir*

02.16

29 Ekim 2010 Cuma

FİKRİME EMİR VER ...




benim için ekim bitmişse bitmiştir.
geriye gözlerimin oynadığı bir kaç oyunla döndüm.
gözlerimin gördüklerine bindirdiğim sesler / Rüyamda bile
ki en çok rüyama ses arıyorum / Gündüzleri bile.
bal süzüyorum parmaklarından.
gözlerindeki macro hüzüne sığınmış sanki koca ışık.
gözlerimde birikmiş sudan oluşan gölde avlanan insanlar.
martes martes öldü. tüm organlarını gördüm öldü . kusa - kusa ,kanı gördüm, öldü.
insan avlanır?
ölmekten korktuğu için avlanır.
yaşamak istediği için avlanır.
herkes ölür gördüm.
herkes ölüdür bildim.
geriye gözlerimin söylediği bir kaç şarkıyı duydum.
sudaki değişim.sudaki tat.
herşeyin birbirine etkisi.
sesime ses ver
bende kapanmadı hiç bir şey.
rüyamdaki sessiz sinema.
elindeki kartvizitle adres soran adamın bir yere gitmesini anlatan , o sade film.
aynada irkilmeye çalışan oyuncu.
biraz daha otursam ya da yürüsem,koşsam mesela / uzun zamandan sonra.
kavgalardan geçip huzura erişilmiyor.
uzağımdaki karmaşa
kapının koluna asılı tesbih...
bu kaçıncı tesbit.
bu kaçıncı serzeniş.
bu kaçıncı cümle?
bal süzüyorum parmaklarından.gidişine malzeme olmuş bir yolda hüzünlü şarkılar mırıldanıyorum.dilindeki pas.bu kez geride gölge.
insan korktukça dallanır.
"pısstt" bir parfüm kokusu yayılır.
eksik kalan tüm kokuların eksikliğiyle ile yayılır.
-hazlardaki atom
doğadaki bölünme.
Toprak kayması
Bulut geçmesi.-
hiç bir şey yerinde durmuyor.
yoruldum..
sesime ses ver
boğuldum.

Emre ÇAYLA

02 ekim 2010

7 Ekim 2010 Perşembe

Yazı bitirirken...


ummadığım hayallerim,tellerin ucuna yapışmış muhabbetle, savruldu.
/ toprağa tohum serpiyordum rüyamda...
yanlışa başka bir doğruyla saplanmışken, bir resmi düşünüyorum.
/ ressamın boyayı ince tüylere değdirdiği fırçayı tuale sürerek yaptığı resim.
zamanın gölgesi geceyi ıslığıyla bölüyor.
zııttt...
belirsizliğe düşünmeden giderken penceren sarkan ipi topluyorum...
bir kaç karakter var buramda..
hepsi günlerini kötü geçiriyor, biri hariç,..
erkek mi? kadın mı, bilmem?
melek gibi aramızda takılıyor.
parçalanan su tanelerini sayıyor soğukta..
sonra denize bakıyor.
yüzünü yıkıyor kuyuda..
adını kendine söylediğini duyuyor.
sesi tanımıyor.
çok uzun bir cümle gibi söylüyor.Böyle duyuyor.
..zamana aldırma ruh dargın
..ölüyü çağırma şimdi baygın.
elime konan sineğin kanadı düşüyor tenime.
Ürperiyorum.
damarlarım genişliyor zamansızlıklarınızda istemsizliklerinizde.
bir işareti kaçırırsan bu yolda gideceğin yolu bulmazsın.
ne çok yol, ne çok insan geçiyor zamandan..
ah bu eski alaturka kelimede bir eksik harf neyi anlatıyor.
bu koca dünya insansız ne işe yarıyor.
karışıyor birbirine herşey..
bir karmaşada başlayan uzaklaşmalar, gidişinin türünü belli etmiyor.
..bu caddeden bisikletle geçmiştim
,,hızla pedal çeviren sen miydin?
şııttt,
..Dans et
..Dans etmeyi bilmiyorum
bir suçlu aramana gerek yok...cadde kalabalık ve niyahet bir tanıdıkla rahatlıyorum...
yavaşlıyorum.Yavaş..Bitmesin şarkı .. biterse de bittiği yerden sen devam et...
çile gibi.
..sen acı çekmek istiyorsun..
bendeki siyah beyaz fotoğrafını anımsıyor musun?sırtın resme dönük olan..bana dönük olan.onu sana vereceğim,o senin...

26 Eylül 2010 Pazar

Nokta


Bu kirli suyu tanıyorum.

zararlarını sayıyorum hayalet!

saatin üçü rüyama sığınıyorum.

ben bu şarkıyı biliyorum.

Saptım tersine hayatın...senden

kaçarken suçlanıyorum/tarih./

Bugünse biraz tuhaf hafif garip;

yurdun genelinde yağış varmış.

ekmek hala aynı fiyatmış.

televizyonda birileri ağlıyormuş.

Her olana alışıyorum.

gerçeğin şalterini indiriyorum.

su içerken bir balığa adres sormak.

gözlerini kapadığında fareden korkmak.

" - Zula ıslak,gözlerin yapış yapış. "

Bana en uzak olana nereden gidiliyor ?

...Tanınmamak için şapka takıyor,

...Genç görünmek için sakallarımı kesiyorum.

Kötü güftemi noktaya aktarıyorum.

Nasıl bir derinlikteyse , beni aldatıyor ışık.

karanlıktaki flu gidiş sinemde oturuyor.

onuncuayınyirmiyedisigecesaatbirellisekizyıllardanikibinon

Emre ÇAYLA

4 Şubat 2010 Perşembe




çözmüyorum...
ışığı açınca gördüm ki gerçek görecenin içinde... insan kucağında dünyanın...
aynadan yansıyan güneşi de gördüm...kıstım gözlerimi ışıktan...
kontrolünü yitirmemiş herşeyin hayali ile duyumsadım geleceği..
bir de zaman var başıma bela
şimdi şuradaydım diye düşünüyorken..herşey değişmiyor mu?
bir bakıyorum akşam olmuş , ben yine başka bir yerlerdeyim...
"çıkmaz bir sokağa toplanmış çocuklar futbol oynuyorlar tek lambalı 5 haneli çıkmaz sokakta "
neyse ki akşama daha var...
var mı zamanın gerçeği..
zaman kaydetmez ki hiç bir şeyi...
rüzgar iki cephemden sardı
taşlarla döşeli ıslak yolda yokuş aşağı iniyorum...
" yağmur mu yağmış.?."
burası dibe inmiyor ...
her yerin düzünde bir soluk , bir ticaret , alış - veriş...
duvar diplerine çivilenmiş oluklardan aşağı inen , su şimdi , yağmur mu?
bana değmeyen kaç acı kaldı?
kaç saat var ?
daha kimler var ?
neler ,nereler , nasıllar ve niçinler daha ne kadar var...?
çözmüyorum..
dilim sadece bana konuşmuyor.
tarlabaşı ışıklardan ağa camii sokağına giriyorum.
gri bi gökyüzü peşimde


...

31 ocak 2010

E.Ç.

25 Aralık 2009 Cuma



" - bileğimdeki tesbihin boncuk sayısı 38..."

...

gecenin biri...
ellerim üşüyor cama dokundukça...
nefesimde buhar...buharda harf...aşağı inen su damlası...
ne yazdığımı unutuyorum...
buğunun ardından dışarısı daha gri ve daha net...
bir diğerini arıyor yelkovan../yok/
akrep daha sakin bu kez...
gecenin biri...
tungsten daha yeşil..
arabesk takılıyor yan komşu düşüncelerinde...
sanki hayalinde bir otomobil...
bir teyp bir piknik yeri pazar sabahı gidilen...
ormandaki çeşmenin yanında otomobili yıkamak,voleybol oynamak
bir kaç çocuk ve ağaca gerilen çamaşır ipiyle...
bazı sesler belirginleşir ormanda ışık azaldıkça...
yorgun tek şerit trafik çay gibi akmaktadır...
tungsten daha yeşil..
köpeğin sesiyle irkildim..
kalabalığın gölgesini izledim..
titreyen ışığın içine girdim...
gecenin biri...
yolda yürüyorum istedikçe bir adım daha...
köy içinden kasabaya gibi değil...
sokaktan sokağa...
içinden geçiyorum sesin...
soğuk üşüyorum...
paltomun içinde ellerimi saklayacak cebimden daha sıcak bir yer arıyorum...
üst dişim değiyor alttaki ne kulaklarım sancıyor..
yolda yürüyorum dinledikçe bir şarkı daha..
" - şu evde yıldız tilbe çalıyor..."
" - zile bassak bizi içeri almazlar ki "
" - beğenilerde hem fikir olsakta hala birbirimizi tanımıyoruz..."
" - hiç bir şey bağlayacı değildir..."
" - neden?"
" - çünkü..."
...
...
...
saat gecenin biri
binanın arkasından sesler yüklesiyor...
nereden ses gelse kendimi orada buluyorum..
biri seslense..
biri konuşsa..
biri sorsa..
sese gidiyorum...
vaktin birinde ezan sesi
sabahın köründe cinayet
bi kaç kurşun sesinden ibaret
bi kaç deri yırtılması
bir kaç damla kan
bir kaç nefes...
derinin içinden yukarı doğru giden tek şey duman...

" - istiklal de rütin yürüyorum yanımda deli biri
türk sinemasında korku ve şizofreniyi neden kimse işlemedi hikayelerinde diye konuşuyoruz.
cadde bi kaç sokak köpeği var / bir kaçını yeni gördüm /
galatasarayda kediler...
istiklalin müziğini kesitklerinden beri caddeden geçemiyorum...
eksik ve buruğum...
müzik dükkanları ve kitapçılar kapandılar bir bir...
gözlerimi kapat güneş ışığınla
bu gri bu isli bu soğuk hava kafamı karıştırıyor...
vitrinlere bakıyorum..iknası hala çok yüksek cansız mankenlerin..
afiş yapıştırıyorlar kapanan dükkanın kepengine...
imam adnanda bir barda 80'ler çalıp parti yapacaklarmış...
yoruldum...
kadının biri hemen önümde saçmalıyor..
bir fare lewis'a giriyor..."


saat gecenin biri...

değişik zamanlar...

"büyüdükçe ölümler artıyor bir tek." ( e.ç.)

***

" küskünüm feleğe ,düştüm bitmez çileye "

çabuk ol ! anında yükselsin müzik maestro.
çünkü klarnetçi sabırsız,beyoğluna yetişecek.
parmaklarımın arasında ipi var uçan balonun

68 model mustang
siyah,deri,parlak,kalın,vahşi bir kısrak gibi altımızda...
filitresiz sigara ve filitreli kahve içiyoruz...

" - çabuk olmalı insan yaşayacaksa hayatı
daha çok rüya görecekse uyumalı insan. "
üzerimde dar gömlek
ekoseli eteğinin üzerinde birbirine kavuşmuş ellerin
radyo ara ara çekerse cızırtı halinde ses duyuyoruz.
sesler
" unut onu gönlüm unut onu sende "
" - Nesrin Sipahi söylüyor sanırım..."

çabuk olmalı gece,çabuk gelmeli sabah
çünkü nasıl çıkar insan yolculuğa?
güneşi ay'ı görmezse duramaz insan..
zaman ne güzel geçiyor denizin karşısına gelmişiz
"- neden insan denizi seyreder? "
" - ay ve güneş ve deniz bi siktirin !
ve insan sen de acılarını al rüyana çarşaf yaparsın
beni algılarımla baş başa bırakın... "

***

silecekler çalışıyor kısa farları kapatıp karanlık ve balçık yolda Mustang..
" - kaç kişinin benden gittiğini bilmiyorum.onlar mı öldü?ben mi?
ben mi gittim onlardan yoksa onlar mı?bilmiyorum...Sürekli bi
şeyler oluyor ve acılarımı unutuyordum.Unutturan herşey
alışkanlıklarım oluyordu .."

beni acılarımla başbaşa bırakın..

Radyo da dilini bilmediğim anlayamadım bir dert muhabette eşlik ediyor...Oysa az önce ne kadar da alaturkaydı mekan...
Ruhunu buldu mustang...
serin,sert,sefil bir rüzgarın içinden güvenle geçiyoruz...
çabuk ol ! zaman kafi gelmedi insana biliyorsun!
takip taklit ve tehdit..

beni yalanlarımla yalnız başıma bırakın..

parmaklarımın arasında uçan balonun ipi,
elimde kocaman bir kağıt helva
"- kırık parke taşlarına akan damına rutubete rağmen içimdeki kutudayım..."
bakıyorum her yerde bir kapı var..kapıların içinde kapı ardında kapı...
kapı kapı kapı..
üzerlerinde onlarca kilit...
ve bir sürü anahtarla gelen yalnızlık,gizlenme bir mafruz var.
çabuk ol! çünkü herkesin kendini kadı sanacak yargı kabiliyeti doğuştan var..
çok zekiler çabuk ol
çok kalabalıklar çabuk ol
çok yalnızlar çabuk ol.
sürekli bir sıvı devinimi çabuk ol


" yalvarırım mektup yaz beş dakika ayır da "

beni inandıklarımla yalnız başıma bırakın...

çabuk ol...

" dünya insan için sadece bir macera değil,
yalnız kalmama çabasıdır da aslında.. " ( e.ç.)


21 kasım 2009
17.28
aynalıçeşme,istanbul