

herkes kendi gurbetinde sürgün
sürgünde neyse...
...
Hiç kalmak istemeye istemeye kalıyorum yanında.
tuhaf belki ama eski şarkıları dinliyorum sürekli..
daha yenisi yokmuş gibi dolanıyor hepsi etrafımda
kimseye kalmıyorum aslında..
gözümün seğirmesine mana yüklüyorum,
gördüğüm en uzun yolun sonundayım sanki / kimbilir belki de en başı sanki yolun /
neredeyim?
burası neresi?
kim bunlar?
...
tuhaf belki ama hala sigaramı çok seviyorum
daha sert çok daha sert içiyorum çekiyorum tutyorum bırakıyorm
sis bulutu...
ıslak yolda tabela ve sokak lambalarından düşen ışıkla ben seyrindeyiz dünyanın
saygımızı yitirmiş , zulamızı patlatmış..
üstümde yağmuru bile taşıyorum baksana ;
baksana tersten gelen ışıkla..
kamaşsa ya gözlerin...
dilimde yangın yeri , is , koku , köpük...
sönüyorum aslında takvimle...
neye üzülüyorum en çok biliyor musun bugün de bilinen tarih anlayışından uzak olacak.?.
...
dahası yok dilin...
yararsız yara ve zararsız silah...
rüzgarın fısıltısı ensemde...
dikkatli ol
annemin ruhundan dua çalan haylaz bir çocukken ben keyfindeyiz alemin
duygumuz bitmiş , tenimiz değişmiş...
alnımda kaderimi taşıyorum baksana ;
baksana geçimişime...
dolansaya kelimeler boğazında..
belimde on dörtlü , göz , gez , arpacık...
dönüyorum aslında takvimle..
neye üzülüyorum en çok biliyor musun , yaşadığım yasaklara...
...
kanımdaki düş' üşüşmüş beynime felaket
hiç bir şey bilmiyorum diyorum şaşırıyorlar...
...
maçkaya gitmiyorum zaten bir kez gitmiştim ama bir daha hiç gitmedim...
sincaplar yaşarmış orada...
görmedim...
hiç sincap görmedim..
maçkaya gitmedim..
...
su ile gelen duman...
su da tuttuğum nefes..
ne enfesti ilk okuduğum şiir , ilk dokunduğum kadın...
ne diğişik hatıralar...neden hala aklımdalar...
kafamda düşüncelerim mi var sadece baksana ;
baksana fikirlerime...
dağılsa ya kafandaki kalıplar...
sınırlarını çizmedim dünyanın..ileri...geri...aşağı yukarı...
nereye?en fazla nereye?en fazla nereye...
kokusu ve sesi gelmedi daha teninin ...
duruyorum aslında gözlerinde...
neye üzülüyorum çok biliyor musun , çok yalnızız...
...
terimdeki soğuk mabetimden tenime ziyaret...
ne biliyorsun diliyorum..ne biliyoruz?
hiçbirşey deyip susuyorlar...
neye üzülüyorum en çok biliyor musun sana baktıkça kendime sığınmışım...
...
ıssız sedasız diye özlem duyduğum orman ne de kalabalık aslında...
dilimde beynimde gözümde sürekliliği olmayan anlam yığını...
herşeyi anlamlı kılma çabası...
dilimde dua
beynimde yargı
gözümde acı...
suya bıraktığım duman...
ıslak zemin...zemin ıslak..ıslak insan,kanla ıslak...
terfi...
insan terfi sever
ayıpsa günahıdır dünyanın cezasını ödediğin...
insan her yerde dışlanmakla yaşarsa ...
her adımda iyiliği düşünmek...
iyi adam ol.. iyi kadın ol.. iyi çocuklarınız olur..
insan iyi zaman sever...
iyi olanı yineinsan belirler...
...
tüm çabanın sonucu uykudaki zaman...
enretesan....
...
ilk adım...
son günlerde..
kalkıyorum,yürüyorum,nefes alıp verdiğimi bile fark etmeden yürüyorum..
rüyalarımda arap alfebesi çalıştırıyorum çocuklara...
beynim vucüt ısımı ayarlıyor...
izlediğim haberlere üzülüyorum
bir ara sendelemek istiyorum
içi boş bir çanta gibi duruyorum eşiğinde kapının..
pencerenden rüzgar olup dalıyorum...
kapalı her yer...
ıslak yolda seyrindeyiz dünyanın buralar gündüz...
nem yüksek sanırım bir de her yere sis başmış...
nişantaşından taksime yürüyorum..
dilimde orhangencebay türküsü
" hasta düştüm gurbet elde ağlarım
şu gönül kahrını çekemez oldum "
hemen susadım..
şu aldım bakkaldan...
kapağı bir güçle suyu bir dikişte...
geri veremediğim herşey geçmişim oluyor...
suçluyor ve suçlanıyorum...
gözlerinden aşağı inemiyorum insanların...
...
yeşil fularımı bulumıyorum biliyor musun?
sen mi almıştın yoksa baska biri mi bunu anımsamıyorum...
bulamadıklarımla yargılanır mıyım?
herkesin yargısında bulamadıklarım şekil değiştiriyor...
uzun zamandır göremediğim insanları neden özlüyorum...
neden duyasım geliyor seslerini..
içimdeki yalnızlığı neden seziyorum...
bunca yeteneğimin içinde gizlenen safra...
ışığın içinden geçiyoruz...
yolların kenarından , karanlığın dibindeyiz...
"-çok şükür."
...
ezberlediğim şiirlerin yerini deyimlere ve atasözlerine bıraktım muhabbetlerde...
ezberlediğim herşey çok işe yaramış...
ezberlediğim herşey hiç bir işe yaramıyor...
işte biraz öncesinde zamanın , mevsimin azizliğine uğramış çınar yaprağının üstünden... geçtim...
hata ile şimdi arasında bağlantı kuramadıkça yaptıklarım ettiklerim suç sayılıyor..
bunu bir ara düşüneceğim...
farkına vardıkça hayat daha mı zor oluyor
zor hayat...
hayat zor...
...
en çok neye üzülüyorum biliyor musun çok sevdiğim az zaman geçirdiğim insanlara...
daha göremediklerim var...
görmeden sevdiklerim...
sevdikçe çoğalacağını sandığım bir sürü insan hikayesi de var dünyada bunu biliyorum....
...
sustum ben bir ara anımsıyorum...
dizimde sancıyla çöktüm duvarın birine...
sırtımı sağlama almıştım...
sana söylemiştim tüm bunları anımsıyor musun?
beni anımsıyor musun ?
cümlelerinde , kelimelerinde...
geliyor muyum hiç bilmediğim , girmediğim aklına...
düş kuryorduk eskiden....
eksik olan yerlerimizi eskiden düşle örtüyorduk...
devası dert olan yaşamların , öcünü acıyla örtüyorduk...
zaman geceye olmaya yakın 21.37
tarih inan aklımdan gitmiş ama
her gece çaldı kolumdaki zaman ayarlı saat...
ben hala patlamadım...
...
yüksek kaldırımdan aşağı inmeyi hep sevdim..
param varsa yukarı hep o eski tramvayla çıkmayı sevdim..
her yokuşta tıkandım..
her yokuş nefesime telaşlı nefesler ekledi çünkü...
durup dinlemem nafile...
indim...
kararan köyün delisiyle martılardan bahsettik
martı çığlıklarının anlamlarından
martıların açlığından
martıların insalara olan yakınlıklarından
ihtimalleri kaldırmadan ortadan delirdik...
kararan köyde göç başlamıştı..
çöken...
her an çöken gece..
üzerimde karanlık taşıyorum geceleri...
şimdi yanmış olanıyla değişmiş köprünün üzerindeyim...
rüzgarla sarsılıyor'um..
şimdi neredeyim bil bakalım...
...
yüküm ağırca...
...
tuhaf belki ama günün doğuşuyla batışı hakkında ne kadar az şey biliyorum
gündüzün karmaşası ve kalabalık dağıldı ..
hava serin
durum meşgül
düşünceler karmaşık
denize bakıyorum bazan...
bazan gövdesine bir ağacın...
daha önce bildiğim ne kadar tanıdık yüz varsa arıyorum...
tanıdığım seslere benziyor rüzgarın denizde ve ağaçta bıraktığı etki...
denizin ve ağaçların rüzgara tepkisi neden beni bu kadar rahatlatıyor...
...
bozuyorum ezberlerimi...
...
içimdeki gurbetin tarifi olmayan adresinde değişmeyen hisler...
yol bitmiyor ki
her adım bir yol değil mi...
bana adım attıran şeyi düşünüyorum adım yani sadece adım...
ilk adım...
sondan habersiz...sonuçtan uzak...
ilk adım..
hafızamda bir kaç balık...hafızam da okyanus...
susuyorum...
...
ne zaman gitmek istesem
önemsizleşiyor değer gördüğüm herşey
bir tek annemi özlüyorum...
çok derinden ve çok yüksekten korkuyorum...
bu şehirde en çok kavak ağacı nerede var.?.
gündüzü nerede iyi bu şehrin..gecesini biliyorum da gündüzleri nerede olmak lazım...
kaçışlarımı ertelediğimden beri...
kendimle bire-bir muhabbetler içerisindeyim...
aynadan yansıyanı doğru değerlendirebilmem için odadaki ışığın ayarlarıyla oynamalıyım...
çünkü gözlerimin feri gitmiş...
çünkü dilim küf tutmuş..
ne zaman gitmek istesem...
değer kaybediyor önemsediğim şeyler...
...
en son bir serçeye şaşırmıştım...
neredeydim...
sanırım yeniköy'de..yumurta yerken masama konmuştu...
ekmek kırıntısını o küçücük gagasının arasına aldı...
uçtu...
şaşırmıştım...
...
gerçek his ;
" - bir zaman geleceksin..
bir zaman gideceksin
hepsi olacak
herşey geçecek
biteceksin..."
...
eline bir bak...
koskocaman bir nasırım...
önüm yok
taş yok
duvar yok
ben kaçıncı olacaktım dünyada unuttum...
hatırlamayı bile beceremedim...
...
ahhh uyusam bir yerinde...
sen saçlarıma baksan saatlerce...
...
...
...
" ben seni unutmak için sevmedim "
hangi sahnedeydim..
kimin sahnesini oynuyor,
kimden rol çalıyordum...
ve
kimin filmi bu.?.
bir sürü soru...
ve hiç bitmeyecek dediğim şeyler bile bitiyor...
zaman denizin dibindeki yosun gibi
kadın avucumun içindeki civa...
biçimimi sağlamak için mi özündeyim...
bunu düşünüyorum...
evet sadece bunu düşünüyorum...
...
...
fındıklıda...bir park var...içinde beyaz mermerlerden şekiller...
hemen kenarında bi çaydanlık bi kaç masa bi kaç sandalye
oturup seyre dal gemileri...
oturup seyre dal dalgaları...
oturup seyre dal karşı tarafı...
gözün gördüğünce hayale bulan...
şahidi olmayan bir hayale bulan...
...
...
...
hiç kalmak istemeye istemeye kalıyorum...
tuhaf belki ama öğrendiklerim düşündüklerimi çözemedi bende...
kimseye kalmıyorum aslında...
elimin titremesine mana yüklüyorum..
gördüğüm en uzun yolun başındayım sanki
neredeyim?burası neresi?
kim bunlar?
emre çayla
02.48
6 aralık 2009