25 Aralık 2009 Cuma



" - bileğimdeki tesbihin boncuk sayısı 38..."

...

gecenin biri...
ellerim üşüyor cama dokundukça...
nefesimde buhar...buharda harf...aşağı inen su damlası...
ne yazdığımı unutuyorum...
buğunun ardından dışarısı daha gri ve daha net...
bir diğerini arıyor yelkovan../yok/
akrep daha sakin bu kez...
gecenin biri...
tungsten daha yeşil..
arabesk takılıyor yan komşu düşüncelerinde...
sanki hayalinde bir otomobil...
bir teyp bir piknik yeri pazar sabahı gidilen...
ormandaki çeşmenin yanında otomobili yıkamak,voleybol oynamak
bir kaç çocuk ve ağaca gerilen çamaşır ipiyle...
bazı sesler belirginleşir ormanda ışık azaldıkça...
yorgun tek şerit trafik çay gibi akmaktadır...
tungsten daha yeşil..
köpeğin sesiyle irkildim..
kalabalığın gölgesini izledim..
titreyen ışığın içine girdim...
gecenin biri...
yolda yürüyorum istedikçe bir adım daha...
köy içinden kasabaya gibi değil...
sokaktan sokağa...
içinden geçiyorum sesin...
soğuk üşüyorum...
paltomun içinde ellerimi saklayacak cebimden daha sıcak bir yer arıyorum...
üst dişim değiyor alttaki ne kulaklarım sancıyor..
yolda yürüyorum dinledikçe bir şarkı daha..
" - şu evde yıldız tilbe çalıyor..."
" - zile bassak bizi içeri almazlar ki "
" - beğenilerde hem fikir olsakta hala birbirimizi tanımıyoruz..."
" - hiç bir şey bağlayacı değildir..."
" - neden?"
" - çünkü..."
...
...
...
saat gecenin biri
binanın arkasından sesler yüklesiyor...
nereden ses gelse kendimi orada buluyorum..
biri seslense..
biri konuşsa..
biri sorsa..
sese gidiyorum...
vaktin birinde ezan sesi
sabahın köründe cinayet
bi kaç kurşun sesinden ibaret
bi kaç deri yırtılması
bir kaç damla kan
bir kaç nefes...
derinin içinden yukarı doğru giden tek şey duman...

" - istiklal de rütin yürüyorum yanımda deli biri
türk sinemasında korku ve şizofreniyi neden kimse işlemedi hikayelerinde diye konuşuyoruz.
cadde bi kaç sokak köpeği var / bir kaçını yeni gördüm /
galatasarayda kediler...
istiklalin müziğini kesitklerinden beri caddeden geçemiyorum...
eksik ve buruğum...
müzik dükkanları ve kitapçılar kapandılar bir bir...
gözlerimi kapat güneş ışığınla
bu gri bu isli bu soğuk hava kafamı karıştırıyor...
vitrinlere bakıyorum..iknası hala çok yüksek cansız mankenlerin..
afiş yapıştırıyorlar kapanan dükkanın kepengine...
imam adnanda bir barda 80'ler çalıp parti yapacaklarmış...
yoruldum...
kadının biri hemen önümde saçmalıyor..
bir fare lewis'a giriyor..."


saat gecenin biri...

değişik zamanlar...

"büyüdükçe ölümler artıyor bir tek." ( e.ç.)

***

" küskünüm feleğe ,düştüm bitmez çileye "

çabuk ol ! anında yükselsin müzik maestro.
çünkü klarnetçi sabırsız,beyoğluna yetişecek.
parmaklarımın arasında ipi var uçan balonun

68 model mustang
siyah,deri,parlak,kalın,vahşi bir kısrak gibi altımızda...
filitresiz sigara ve filitreli kahve içiyoruz...

" - çabuk olmalı insan yaşayacaksa hayatı
daha çok rüya görecekse uyumalı insan. "
üzerimde dar gömlek
ekoseli eteğinin üzerinde birbirine kavuşmuş ellerin
radyo ara ara çekerse cızırtı halinde ses duyuyoruz.
sesler
" unut onu gönlüm unut onu sende "
" - Nesrin Sipahi söylüyor sanırım..."

çabuk olmalı gece,çabuk gelmeli sabah
çünkü nasıl çıkar insan yolculuğa?
güneşi ay'ı görmezse duramaz insan..
zaman ne güzel geçiyor denizin karşısına gelmişiz
"- neden insan denizi seyreder? "
" - ay ve güneş ve deniz bi siktirin !
ve insan sen de acılarını al rüyana çarşaf yaparsın
beni algılarımla baş başa bırakın... "

***

silecekler çalışıyor kısa farları kapatıp karanlık ve balçık yolda Mustang..
" - kaç kişinin benden gittiğini bilmiyorum.onlar mı öldü?ben mi?
ben mi gittim onlardan yoksa onlar mı?bilmiyorum...Sürekli bi
şeyler oluyor ve acılarımı unutuyordum.Unutturan herşey
alışkanlıklarım oluyordu .."

beni acılarımla başbaşa bırakın..

Radyo da dilini bilmediğim anlayamadım bir dert muhabette eşlik ediyor...Oysa az önce ne kadar da alaturkaydı mekan...
Ruhunu buldu mustang...
serin,sert,sefil bir rüzgarın içinden güvenle geçiyoruz...
çabuk ol ! zaman kafi gelmedi insana biliyorsun!
takip taklit ve tehdit..

beni yalanlarımla yalnız başıma bırakın..

parmaklarımın arasında uçan balonun ipi,
elimde kocaman bir kağıt helva
"- kırık parke taşlarına akan damına rutubete rağmen içimdeki kutudayım..."
bakıyorum her yerde bir kapı var..kapıların içinde kapı ardında kapı...
kapı kapı kapı..
üzerlerinde onlarca kilit...
ve bir sürü anahtarla gelen yalnızlık,gizlenme bir mafruz var.
çabuk ol! çünkü herkesin kendini kadı sanacak yargı kabiliyeti doğuştan var..
çok zekiler çabuk ol
çok kalabalıklar çabuk ol
çok yalnızlar çabuk ol.
sürekli bir sıvı devinimi çabuk ol


" yalvarırım mektup yaz beş dakika ayır da "

beni inandıklarımla yalnız başıma bırakın...

çabuk ol...

" dünya insan için sadece bir macera değil,
yalnız kalmama çabasıdır da aslında.. " ( e.ç.)


21 kasım 2009
17.28
aynalıçeşme,istanbul

14 Aralık 2009 Pazartesi




günlerden perşembe mi?

ziyadesiyle soğuk havanın rüzgarını kuşandık

..

zil sesiyle oyandım.

kaldırımdan yola doğru bir kaç adım attım..

otoparkın üzerindeki parkı yıkmışlar.

geri döndüm.

kaldırımda yokuş olmayan bir sokak düşündüm.


yerime bina yapmışlar sanki

zemini tahta

perdeleri dantel

içinde kimse yok

ses bile rüzgar bile

bile-bile sesimi çıkardım.

kafamdaki sesleri kulağım duymuyor.

tanımıyorum o sesin sahibini..

sanki her defasında başka biri / ya da hep aynı kişi..

tanımıyorum..

beni dizi dibinden ayırmayan o dilsizi anımsamıyorum..

kafamdaki gürültü inliyor bedenimde.

etraf dağınık..

telaş ve tedirginlik yüklü gözlerimde hangi ses'e gideceğim?

"-bu yazı da soru sormayacaktım!"

sokağın başına gelmişim.

gereksiz bakışlarımı önüme eğip,hızla adım atıyorum ilk geçtiğim sokaktan..

parke taşının arasına sıkışmış yanan izmariti söndürüyorum.

" az önce birileri de buradaymış , birileri buradan geçmiş "

fikrinden uzak..

giriş katı bir evin içindeki televizyona bakıyorum.

içimde şuursuz merak...

şimdi nerden gitmeliyim..

sanki zihnimin içi çarşı

ama

her yer kapalı

kelime satan

fikir satan

soru cevap satan

ego satan

ot satan

bok satan

ama

kapalı...

şimdi neredeyim birine sormalıyım?

duyduğum ses benim mi?

nerden buraya geldiysem uzak...

buradan nereye gittiysem tuzak..

geçmişim geleceğime uzak..

..kış hiç bitmeyecek..

02.26

15 aralık 2009

7 Aralık 2009 Pazartesi

gurbet



herkes kendi gurbetinde sürgün
sürgünde neyse...

...

Hiç kalmak istemeye istemeye kalıyorum yanında.
tuhaf belki ama eski şarkıları dinliyorum sürekli..
daha yenisi yokmuş gibi dolanıyor hepsi etrafımda
kimseye kalmıyorum aslında..
gözümün seğirmesine mana yüklüyorum,
gördüğüm en uzun yolun sonundayım sanki / kimbilir belki de en başı sanki yolun /
neredeyim?
burası neresi?
kim bunlar?

...

tuhaf belki ama hala sigaramı çok seviyorum
daha sert çok daha sert içiyorum çekiyorum tutyorum bırakıyorm
sis bulutu...
ıslak yolda tabela ve sokak lambalarından düşen ışıkla ben seyrindeyiz dünyanın
saygımızı yitirmiş , zulamızı patlatmış..
üstümde yağmuru bile taşıyorum baksana ;
baksana tersten gelen ışıkla..
kamaşsa ya gözlerin...
dilimde yangın yeri , is , koku , köpük...
sönüyorum aslında takvimle...
neye üzülüyorum en çok biliyor musun bugün de bilinen tarih anlayışından uzak olacak.?.

...

dahası yok dilin...
yararsız yara ve zararsız silah...
rüzgarın fısıltısı ensemde...
dikkatli ol
annemin ruhundan dua çalan haylaz bir çocukken ben keyfindeyiz alemin
duygumuz bitmiş , tenimiz değişmiş...
alnımda kaderimi taşıyorum baksana ;
baksana geçimişime...
dolansaya kelimeler boğazında..
belimde on dörtlü , göz , gez , arpacık...
dönüyorum aslında takvimle..
neye üzülüyorum en çok biliyor musun , yaşadığım yasaklara...

...

kanımdaki düş' üşüşmüş beynime felaket
hiç bir şey bilmiyorum diyorum şaşırıyorlar...

...

maçkaya gitmiyorum zaten bir kez gitmiştim ama bir daha hiç gitmedim...
sincaplar yaşarmış orada...
görmedim...
hiç sincap görmedim..
maçkaya gitmedim..

...

su ile gelen duman...
su da tuttuğum nefes..
ne enfesti ilk okuduğum şiir , ilk dokunduğum kadın...
ne diğişik hatıralar...neden hala aklımdalar...
kafamda düşüncelerim mi var sadece baksana ;
baksana fikirlerime...
dağılsa ya kafandaki kalıplar...
sınırlarını çizmedim dünyanın..ileri...geri...aşağı yukarı...
nereye?en fazla nereye?en fazla nereye...
kokusu ve sesi gelmedi daha teninin ...
duruyorum aslında gözlerinde...
neye üzülüyorum çok biliyor musun , çok yalnızız...

...
terimdeki soğuk mabetimden tenime ziyaret...
ne biliyorsun diliyorum..ne biliyoruz?
hiçbirşey deyip susuyorlar...
neye üzülüyorum en çok biliyor musun sana baktıkça kendime sığınmışım...

...

ıssız sedasız diye özlem duyduğum orman ne de kalabalık aslında...
dilimde beynimde gözümde sürekliliği olmayan anlam yığını...
herşeyi anlamlı kılma çabası...
dilimde dua
beynimde yargı
gözümde acı...
suya bıraktığım duman...
ıslak zemin...zemin ıslak..ıslak insan,kanla ıslak...

terfi...
insan terfi sever
ayıpsa günahıdır dünyanın cezasını ödediğin...
insan her yerde dışlanmakla yaşarsa ...
her adımda iyiliği düşünmek...
iyi adam ol.. iyi kadın ol.. iyi çocuklarınız olur..
insan iyi zaman sever...
iyi olanı yineinsan belirler...

...

tüm çabanın sonucu uykudaki zaman...
enretesan....
...
ilk adım...
son günlerde..
kalkıyorum,yürüyorum,nefes alıp verdiğimi bile fark etmeden yürüyorum..
rüyalarımda arap alfebesi çalıştırıyorum çocuklara...
beynim vucüt ısımı ayarlıyor...
izlediğim haberlere üzülüyorum
bir ara sendelemek istiyorum
içi boş bir çanta gibi duruyorum eşiğinde kapının..
pencerenden rüzgar olup dalıyorum...
kapalı her yer...
ıslak yolda seyrindeyiz dünyanın buralar gündüz...
nem yüksek sanırım bir de her yere sis başmış...
nişantaşından taksime yürüyorum..
dilimde orhangencebay türküsü
" hasta düştüm gurbet elde ağlarım
şu gönül kahrını çekemez oldum "
hemen susadım..
şu aldım bakkaldan...
kapağı bir güçle suyu bir dikişte...
geri veremediğim herşey geçmişim oluyor...
suçluyor ve suçlanıyorum...
gözlerinden aşağı inemiyorum insanların...
...

yeşil fularımı bulumıyorum biliyor musun?
sen mi almıştın yoksa baska biri mi bunu anımsamıyorum...
bulamadıklarımla yargılanır mıyım?
herkesin yargısında bulamadıklarım şekil değiştiriyor...
uzun zamandır göremediğim insanları neden özlüyorum...
neden duyasım geliyor seslerini..
içimdeki yalnızlığı neden seziyorum...
bunca yeteneğimin içinde gizlenen safra...
ışığın içinden geçiyoruz...
yolların kenarından , karanlığın dibindeyiz...
"-çok şükür."
...

ezberlediğim şiirlerin yerini deyimlere ve atasözlerine bıraktım muhabbetlerde...
ezberlediğim herşey çok işe yaramış...
ezberlediğim herşey hiç bir işe yaramıyor...
işte biraz öncesinde zamanın , mevsimin azizliğine uğramış çınar yaprağının üstünden... geçtim...
hata ile şimdi arasında bağlantı kuramadıkça yaptıklarım ettiklerim suç sayılıyor..
bunu bir ara düşüneceğim...
farkına vardıkça hayat daha mı zor oluyor
zor hayat...
hayat zor...

...

en çok neye üzülüyorum biliyor musun çok sevdiğim az zaman geçirdiğim insanlara...
daha göremediklerim var...
görmeden sevdiklerim...
sevdikçe çoğalacağını sandığım bir sürü insan hikayesi de var dünyada bunu biliyorum....
...

sustum ben bir ara anımsıyorum...
dizimde sancıyla çöktüm duvarın birine...
sırtımı sağlama almıştım...
sana söylemiştim tüm bunları anımsıyor musun?
beni anımsıyor musun ?
cümlelerinde , kelimelerinde...
geliyor muyum hiç bilmediğim , girmediğim aklına...
düş kuryorduk eskiden....
eksik olan yerlerimizi eskiden düşle örtüyorduk...
devası dert olan yaşamların , öcünü acıyla örtüyorduk...
zaman geceye olmaya yakın 21.37
tarih inan aklımdan gitmiş ama
her gece çaldı kolumdaki zaman ayarlı saat...
ben hala patlamadım...

...

yüksek kaldırımdan aşağı inmeyi hep sevdim..
param varsa yukarı hep o eski tramvayla çıkmayı sevdim..
her yokuşta tıkandım..
her yokuş nefesime telaşlı nefesler ekledi çünkü...
durup dinlemem nafile...
indim...
kararan köyün delisiyle martılardan bahsettik
martı çığlıklarının anlamlarından
martıların açlığından
martıların insalara olan yakınlıklarından
ihtimalleri kaldırmadan ortadan delirdik...
kararan köyde göç başlamıştı..
çöken...
her an çöken gece..
üzerimde karanlık taşıyorum geceleri...
şimdi yanmış olanıyla değişmiş köprünün üzerindeyim...
rüzgarla sarsılıyor'um..
şimdi neredeyim bil bakalım...

...

yüküm ağırca...

...

tuhaf belki ama günün doğuşuyla batışı hakkında ne kadar az şey biliyorum
gündüzün karmaşası ve kalabalık dağıldı ..
hava serin
durum meşgül
düşünceler karmaşık
denize bakıyorum bazan...
bazan gövdesine bir ağacın...
daha önce bildiğim ne kadar tanıdık yüz varsa arıyorum...
tanıdığım seslere benziyor rüzgarın denizde ve ağaçta bıraktığı etki...
denizin ve ağaçların rüzgara tepkisi neden beni bu kadar rahatlatıyor...

...

bozuyorum ezberlerimi...

...

içimdeki gurbetin tarifi olmayan adresinde değişmeyen hisler...
yol bitmiyor ki
her adım bir yol değil mi...
bana adım attıran şeyi düşünüyorum adım yani sadece adım...
ilk adım...
sondan habersiz...sonuçtan uzak...
ilk adım..
hafızamda bir kaç balık...hafızam da okyanus...
susuyorum...

...

ne zaman gitmek istesem
önemsizleşiyor değer gördüğüm herşey
bir tek annemi özlüyorum...
çok derinden ve çok yüksekten korkuyorum...
bu şehirde en çok kavak ağacı nerede var.?.
gündüzü nerede iyi bu şehrin..gecesini biliyorum da gündüzleri nerede olmak lazım...
kaçışlarımı ertelediğimden beri...
kendimle bire-bir muhabbetler içerisindeyim...
aynadan yansıyanı doğru değerlendirebilmem için odadaki ışığın ayarlarıyla oynamalıyım...
çünkü gözlerimin feri gitmiş...
çünkü dilim küf tutmuş..
ne zaman gitmek istesem...
değer kaybediyor önemsediğim şeyler...

...

en son bir serçeye şaşırmıştım...
neredeydim...
sanırım yeniköy'de..yumurta yerken masama konmuştu...
ekmek kırıntısını o küçücük gagasının arasına aldı...
uçtu...
şaşırmıştım...

...

gerçek his ;

" - bir zaman geleceksin..
bir zaman gideceksin
hepsi olacak
herşey geçecek
biteceksin..."

...

eline bir bak...
koskocaman bir nasırım...
önüm yok
taş yok
duvar yok
ben kaçıncı olacaktım dünyada unuttum...
hatırlamayı bile beceremedim...

...

ahhh uyusam bir yerinde...
sen saçlarıma baksan saatlerce...
...
...
...

" ben seni unutmak için sevmedim "
hangi sahnedeydim..
kimin sahnesini oynuyor,
kimden rol çalıyordum...
ve
kimin filmi bu.?.
bir sürü soru...


ve hiç bitmeyecek dediğim şeyler bile bitiyor...
zaman denizin dibindeki yosun gibi
kadın avucumun içindeki civa...
biçimimi sağlamak için mi özündeyim...
bunu düşünüyorum...
evet sadece bunu düşünüyorum...
...
...

fındıklıda...bir park var...içinde beyaz mermerlerden şekiller...
hemen kenarında bi çaydanlık bi kaç masa bi kaç sandalye
oturup seyre dal gemileri...
oturup seyre dal dalgaları...
oturup seyre dal karşı tarafı...
gözün gördüğünce hayale bulan...
şahidi olmayan bir hayale bulan...
...
...
...
hiç kalmak istemeye istemeye kalıyorum...
tuhaf belki ama öğrendiklerim düşündüklerimi çözemedi bende...
kimseye kalmıyorum aslında...
elimin titremesine mana yüklüyorum..
gördüğüm en uzun yolun başındayım sanki
neredeyim?burası neresi?
kim bunlar?


emre çayla
02.48
6 aralık 2009

3 Aralık 2009 Perşembe

...


Sana söz verdiğim gibi yaşamıyorum artık...
...


Kedideki sessizliği bozan köpek gölgesi...
Yaralarımı düşürdüm yere
parkede biraz kan biraz tuz bir yerlere seyir halindeler...
Bastığım yerde iz...
Düşündüğümü sandığım zamanlara eklenişi şu anın...
Değişik ay hareketleri ve kanamaların...
Ruhumdaki kefaret...
Soğuğa direnen nefesinle birlikte dışa bıraktığın duman..

" Dört ayaklı dört elli iki beyinli bir canavar olma isteğiydi aşk insanda.. "
...
( Böldüğüm,bir kaç parçaya böldüğüm ) bakışların içimde..
İçime misafir bu gece gözlerin...
...

Yokuşun başında hayvanlardan bahseden yaşlı adamı görmemezlikten geldik..
Elinde tesbih hemen peşinde daha yaşlı bir köpek..
İhtiyarın dilinde ezber gözünde fer teninde çizgi.
Eski..Eski..Eski...
Durduk..
Hiç bir şarkıyı ezbere bilmediğimiz için sustuk..
Vazgeçilmesi imkansız geçmişimize sığındık çünkü biz...
Unuttuğumuz eskilerimi anımsattın...
Farklı yerlerde yaşadığımız aynı anları açtın...
Geçmiş şu anla birleşti ve aynı anlarımızı sıralayıp yakınlaştık...
Aynıydık çünkü..
Korku yerine merak vakti...
Sorular hazır...
Cevaplar hemen...
Zemin soğuk taş...Yürüyoruz hala..
...

Gidip gelen karanlık...
Ay aslında farkında değil yansıttığının...
Uzaktan duyduğum blues senin de kulaklarında mı?
" - Hadi biraz konuşalım.."
" - Şiitttt..."
Işığın sokağa sızdığı cumbalı evin açık penceresine baktık,senin sus işaretinle..
Benim duyduğumu da duyuyordun artık..
Bir su birikintisinin üzerinde durduk...

" - Hayatıma girdin sıcaklığınla..
Aşkını verdin bana
Hiç korkmadan düşünmeden
Rüyalarımdaydın derin uykulardan
Kalbini verdin bana hiç korkmadan düşünmeden..."

Yokuş bitmiş , hemen düzlüğündeyken sokağın...
Göğe kaldırıp başımızı nefes tazelettik birbirimize...
Kuleye yaklaşmış , rotamızı belirlemiş , dümenimizi kırmıştık..
Yakmıştık gemileri...

Dökük bir limana bağlı küçük taka , her yalpalanışında yine dalgaya tutunuyor aslında..

Derinlikli bir sokak görseline bırakıp seni,kendi sokağımın karanlığında kayboluyorum..

Ya herşey biz rüyalar görelim diye yaşanıyorsa hayatta?


Uykunun zırhını kuşandım , güvendeyim
Sanrılarımın yerini gecenin ıssız matemi aldı...
Fevkalade melankoli çepe-çevre sardı etrafımızı...
Şimdi uyu...
Rüyanın içinde yazlık sinemanın önünde karanfille bekleyen tanımadığın
adam olacağım...
Beni tanı...

İyi geceler...

Emre ÇAYLA
2009 Kasım 17