29 Ekim 2010 Cuma

FİKRİME EMİR VER ...




benim için ekim bitmişse bitmiştir.
geriye gözlerimin oynadığı bir kaç oyunla döndüm.
gözlerimin gördüklerine bindirdiğim sesler / Rüyamda bile
ki en çok rüyama ses arıyorum / Gündüzleri bile.
bal süzüyorum parmaklarından.
gözlerindeki macro hüzüne sığınmış sanki koca ışık.
gözlerimde birikmiş sudan oluşan gölde avlanan insanlar.
martes martes öldü. tüm organlarını gördüm öldü . kusa - kusa ,kanı gördüm, öldü.
insan avlanır?
ölmekten korktuğu için avlanır.
yaşamak istediği için avlanır.
herkes ölür gördüm.
herkes ölüdür bildim.
geriye gözlerimin söylediği bir kaç şarkıyı duydum.
sudaki değişim.sudaki tat.
herşeyin birbirine etkisi.
sesime ses ver
bende kapanmadı hiç bir şey.
rüyamdaki sessiz sinema.
elindeki kartvizitle adres soran adamın bir yere gitmesini anlatan , o sade film.
aynada irkilmeye çalışan oyuncu.
biraz daha otursam ya da yürüsem,koşsam mesela / uzun zamandan sonra.
kavgalardan geçip huzura erişilmiyor.
uzağımdaki karmaşa
kapının koluna asılı tesbih...
bu kaçıncı tesbit.
bu kaçıncı serzeniş.
bu kaçıncı cümle?
bal süzüyorum parmaklarından.gidişine malzeme olmuş bir yolda hüzünlü şarkılar mırıldanıyorum.dilindeki pas.bu kez geride gölge.
insan korktukça dallanır.
"pısstt" bir parfüm kokusu yayılır.
eksik kalan tüm kokuların eksikliğiyle ile yayılır.
-hazlardaki atom
doğadaki bölünme.
Toprak kayması
Bulut geçmesi.-
hiç bir şey yerinde durmuyor.
yoruldum..
sesime ses ver
boğuldum.

Emre ÇAYLA

02 ekim 2010

7 Ekim 2010 Perşembe

Yazı bitirirken...


ummadığım hayallerim,tellerin ucuna yapışmış muhabbetle, savruldu.
/ toprağa tohum serpiyordum rüyamda...
yanlışa başka bir doğruyla saplanmışken, bir resmi düşünüyorum.
/ ressamın boyayı ince tüylere değdirdiği fırçayı tuale sürerek yaptığı resim.
zamanın gölgesi geceyi ıslığıyla bölüyor.
zııttt...
belirsizliğe düşünmeden giderken penceren sarkan ipi topluyorum...
bir kaç karakter var buramda..
hepsi günlerini kötü geçiriyor, biri hariç,..
erkek mi? kadın mı, bilmem?
melek gibi aramızda takılıyor.
parçalanan su tanelerini sayıyor soğukta..
sonra denize bakıyor.
yüzünü yıkıyor kuyuda..
adını kendine söylediğini duyuyor.
sesi tanımıyor.
çok uzun bir cümle gibi söylüyor.Böyle duyuyor.
..zamana aldırma ruh dargın
..ölüyü çağırma şimdi baygın.
elime konan sineğin kanadı düşüyor tenime.
Ürperiyorum.
damarlarım genişliyor zamansızlıklarınızda istemsizliklerinizde.
bir işareti kaçırırsan bu yolda gideceğin yolu bulmazsın.
ne çok yol, ne çok insan geçiyor zamandan..
ah bu eski alaturka kelimede bir eksik harf neyi anlatıyor.
bu koca dünya insansız ne işe yarıyor.
karışıyor birbirine herşey..
bir karmaşada başlayan uzaklaşmalar, gidişinin türünü belli etmiyor.
..bu caddeden bisikletle geçmiştim
,,hızla pedal çeviren sen miydin?
şııttt,
..Dans et
..Dans etmeyi bilmiyorum
bir suçlu aramana gerek yok...cadde kalabalık ve niyahet bir tanıdıkla rahatlıyorum...
yavaşlıyorum.Yavaş..Bitmesin şarkı .. biterse de bittiği yerden sen devam et...
çile gibi.
..sen acı çekmek istiyorsun..
bendeki siyah beyaz fotoğrafını anımsıyor musun?sırtın resme dönük olan..bana dönük olan.onu sana vereceğim,o senin...

26 Eylül 2010 Pazar

Nokta


Bu kirli suyu tanıyorum.

zararlarını sayıyorum hayalet!

saatin üçü rüyama sığınıyorum.

ben bu şarkıyı biliyorum.

Saptım tersine hayatın...senden

kaçarken suçlanıyorum/tarih./

Bugünse biraz tuhaf hafif garip;

yurdun genelinde yağış varmış.

ekmek hala aynı fiyatmış.

televizyonda birileri ağlıyormuş.

Her olana alışıyorum.

gerçeğin şalterini indiriyorum.

su içerken bir balığa adres sormak.

gözlerini kapadığında fareden korkmak.

" - Zula ıslak,gözlerin yapış yapış. "

Bana en uzak olana nereden gidiliyor ?

...Tanınmamak için şapka takıyor,

...Genç görünmek için sakallarımı kesiyorum.

Kötü güftemi noktaya aktarıyorum.

Nasıl bir derinlikteyse , beni aldatıyor ışık.

karanlıktaki flu gidiş sinemde oturuyor.

onuncuayınyirmiyedisigecesaatbirellisekizyıllardanikibinon

Emre ÇAYLA

4 Şubat 2010 Perşembe




çözmüyorum...
ışığı açınca gördüm ki gerçek görecenin içinde... insan kucağında dünyanın...
aynadan yansıyan güneşi de gördüm...kıstım gözlerimi ışıktan...
kontrolünü yitirmemiş herşeyin hayali ile duyumsadım geleceği..
bir de zaman var başıma bela
şimdi şuradaydım diye düşünüyorken..herşey değişmiyor mu?
bir bakıyorum akşam olmuş , ben yine başka bir yerlerdeyim...
"çıkmaz bir sokağa toplanmış çocuklar futbol oynuyorlar tek lambalı 5 haneli çıkmaz sokakta "
neyse ki akşama daha var...
var mı zamanın gerçeği..
zaman kaydetmez ki hiç bir şeyi...
rüzgar iki cephemden sardı
taşlarla döşeli ıslak yolda yokuş aşağı iniyorum...
" yağmur mu yağmış.?."
burası dibe inmiyor ...
her yerin düzünde bir soluk , bir ticaret , alış - veriş...
duvar diplerine çivilenmiş oluklardan aşağı inen , su şimdi , yağmur mu?
bana değmeyen kaç acı kaldı?
kaç saat var ?
daha kimler var ?
neler ,nereler , nasıllar ve niçinler daha ne kadar var...?
çözmüyorum..
dilim sadece bana konuşmuyor.
tarlabaşı ışıklardan ağa camii sokağına giriyorum.
gri bi gökyüzü peşimde


...

31 ocak 2010

E.Ç.